Browse By

Güney Hindistan’da Cehannai izlenimleri

Gini Alhadeff, Güney Hindistan‘a yaptığı yolculukta, renkli yerel kıyafetlerin ve büyüleyici melodilerin birer ritüele dönüştüğü ülkenin ruhani merkezine göz atıyor.

Tabağımda bekleyen hafifçe bastırılmış ay şeklindeki idli, beni yeni güne çağırıyor. Yanağınızı üzerine yaslayabilirsiniz ama en iyisi, saf lezzetinin tadını çıkarmak için gözenekli ılık yüzeyini dilinizin üzerinde hissetmek. Sekiz ila on santimetre çapındaki idli geleneksel olarak kahvaltıda yenilen, buharda pişirilmiş bir kek ve yüzeyinde hamurun kabarcıklanarak oluşturduğu minik sığ kraterler var. Tadı nasıl mı? Yumuşak hamur gibi. Üstelik hindistancevizli tatlı-eksi chutney sosuyla ve demirhindi, mercimek, baharat çeşnili acı sambar yahnisiyle birlikte geliyor. Bana göre idli, Chennai sokaklarında sıkça karşılaştığım saflığın sembolü.

Hindistan‘ın en büyük dördüncü şehri, ayrıca bir sanayi ve film merkezi olmasına rağmen Chennai, gizli bir çekiciliğe sahip. Cazibesi fotoğraflanamıyor; görmekten ziyade hissediyorsunuz. Çok eski bir inanç sistemine bağlılık Dravidian kültüründen beslenen bu şehir, Hindistan’da bulunduğum tüm bölgelerden daha çok Hindistan gibi hissettirmiştir. Adanmışlık havası şehrin hemen her yerinde kendini gösteriyor; Chennai’nin asıl cazibesini de bu oluşturuyor. Burada bir girişim ne kadar yeni veya ticari olursa olsun, tapınılan Hint tanrıları ve avatarlarının kuvvet alanına girmekten kaçamıyor. Kahvaltımı yaparken otelim Raintree’nin penceresinden dışarı baktım ve geleneksel safi kıyafeti içinde yolu süpüren bir kadın gördüm. Hemen sonra telefon çaldı ve kapı görevlisi “Aracınız hazır” dedi. Bu cümle beni bir anda 1920’lere ışınladı. Şehrin o zamanlarki adı Madras‘tı, Chennai değil. Bağımsızlık sonrası sokak isimleri, İngilizce olmayan isimlerle değiştirilse de eski isim ve numaralar hâlâ evlerin üzerinde duruyor, çünkü onlar hatırlanıyor. ITC Grand Chola ve Raintree gibi şehrin en yeni ve etkileyici otellerini bulabileceğiniz Mount Road, şimdilerde Anna Salai adını almış.

Chennai’de bir haftadan fazla kalacaktım ve Delhi‘ye yeni taşınan bir arkadaşım sayesinde Madras Müzik Akademisi‘nin senelik festivaline bir biletim olmuştu. Performans sanatçıları, tropikal çiçeklerden oluşan sıkı bir sıranın ardındaki platformda iki, bazen üç saat boyunca bağdaş kurarak oturdular. Bağdaş kurularak dizler üzerinde çalınan silindirik mridangam davulu ustası, zaman zaman enstrümanının altındaki bez parçasını düzeltiyor ve akordunu yapmak için bacaklarını oynatıyordu. Karnatik olarak da adlandırılan Güney Hindistan müziği (kuzeydeki daha melodik türün aksine) sizi uçurmuyor; kendinizden geçmiş halde olduğunuz yere mıhlıyor. Çağıldayan vokalin doğaçlamalarına, sapı yere dönük vaziyette çalınan ve şarkıcının maharetli ses oyunlarını bire bir taklit eden kemanlar eşlik ediyor.

Dinlerken, çevredekilerin sari’lerini inceledim: Kanchi ipekleri, Bengal tülbentleri ve daha modern hintkeneviri dokuması elbiseler. Erkeklerin elbiselerini nasıl giydiklerine, bağdaş kurarak oturmaktan ayak bileklerinin yere değdiği yerde koyu bir iz olup olmadığına baktım. Bazı erkekler bir beğeni göstergesi olarak dizlerinin üzerinde oturur vaziyette, ellerinin bir önüne bir arkasına vurarak ritim tutuyordu. Zaman zaman, taze yeşil muz yaprağı üzerinde bir “tiffin” (baharatlı minik vadai çörekleri veya pirinç ve mung fasulyesi karışımı pongal gibi atıştırmalıklar) için mola veriyordum. Akademinin süssüz beyaz giriş kapısının oradaki asfaltın iki yanında, pirinç unu üzerine her gün titizlikle yeniden çizilen kadife çiçeği desenleri vardı. Güney Hindistan’daki birçok kapının eşiğinde bu çizimlerden bulunuyor. Bunun gibi adanmışlığın sessiz teşhirleri, Chennai’nin kaosunun panzehiri. Ama bir telaş söz konusu değil, bu yalnızca Hintli tezcanlılığı. Pazarda satılan en sade çanak çömlek bile bir tapınağa bırakılmak için yapılmış sunular sanki: Yığın yığın misket limonları, sıra sıra sırt çantaları, tezgahlarda gözler önüne serilmiş Hint sari’leri, kırmızı ve sarı futbol topları, asma kağıt yıldızlar ve iplerin ucuna asılı mor ve turuncu paketlerdeki atıştırmalıklar da en az adak olarak yapılmış çiçek çelenkleri kadar güzel. Hatta bir dizi gri plastik boruda bile bir dekoratif mükemmellik mevcut. Her şey bir tapınma ritüeli, her şey bir adak.

Chennai’in en eski mahallelerinden Mylapore‘deki Radha Gold Jewellers‘da “dans takılan” ve “tapınak takıları” satılıyor. Bunlar saç hizasında kullanılan veya avize gibi kulakta sallanıp duran altın, inci ve değerli taşlardan yapılmış mücevherler. Bir zamanlar tapınaklarda gerçekleştirilen klasik bir Hint gösterisi olan bharata natyam’ın dansçıları tarafından kullanılıyor. Bana, sert bir levha üzerine yapıştırılmış pembe bir nilüfer çiçeğinin üzerinde şehvetli tanrıça Lakshmi’nin resminin olduğu bir takvim verdiler. Altın bir kolye ve başlıkla çevrelenen çimen sarısı bir safi giyiyordu.

Burada etrafta gezindikçe pek çok azize de rastlıyorsunuz. Ofislerde, mağazalarda ve evlerde genellikle kapıların ve kornişlerin yukarısına asılan tanrı ve tanrıçaların, hatta yaşamış bilgelerin resimlerine bakmaktan kendimi alıkoyamadım. Pullu şifon sari’leri içinde Türkiyeli bir Yahudi göçmenin kızı olan Mira Alfassa; çılgın bakışları ve uzun beyaz sakalıyla guru Sri Aurobindo ve tavşan gözleri, sade peştemalı ve neredeyse feminen dar omuzlarıyla Ramana dikkatimi çekenler arasındaydı. Doğrudan kameraya bakıyorlardı ve gözleri, hiçbir ışık tasarımcısının açıklayamayacağı veya kopyalayamayacağı bir şey yapıyordu: Gözlerinize bakmak için çerçevenin dışına çıkmış gibiydiler.

Mylapore’daki Madhava Perumal Tapınağı‘nın etrafında bana eşlik eden rehberim, normal bir taşın bir put haline gelmesinin, boş bir kağıdın yazıcıya girip para olarak çıkması gibi olmadığını, o taşa yıllarca hatta yüzyıllarca dua edilmesi ve tapınılması gerektiğini söyledi. Bu, azizler için de geçerli olmalı. Halbuki bir zamanlar sadece insandılar. Daha sonra bana prasad’ın, yani adakların sembolizmini açıkladı: Mesela bir hindistancevizi adarken, “Kalbim bu hindistancevizi kadar siyah ve sert ama onu kırarsan içi beyaz ve yumuşaktır. Lütfen beni de öyle yap” demelisiniz. Bu ziyaretler sırasında bana kadife çiçekleri, pembe güller ve kırmızı kumkum tozu da verildi. Bir gün Chamiers Road‘da dolaşırken, küçük bir Ganeş tapınağına denk geldim. Yaklaştığımda kırmızı-beyaz çizgili girişin ötesinde, boynunun etrafında bir parça altın yaldızlı kumaş ve ayaklarının arasında bir amber çiçeği duran, etrafı tütsü kokusuyla sarılı bir Ganeş heykeli gördüm.

Hangi tanrı böyle ince ruhlu bir muameleye karşı koyabilir ki? Aynı gün öğleden sonra, kendimi Kapaleeswarar Tapınağı‘nda buldum. Güneş yeni batıyordu, insanlar içeri akmaya başlamıştı. Kimse acele etmiyor, birbirini ittirmiyor, bir noktada kalabalık yapmıyordu. Birkaç yüz insandan oluşan yığın, sanki tek vücutmuş gibi hareket ediyordu. Birden, tek bir amaca sahip bir toplumu temsil eden, çok başlı ve çok kollu tanrı ve tanrıçalara ilişti gözüm. Kadınlar en güzel elbiselerini giymişti. Bazılarının sırtından, şeritlere dikilmiş yasemin çiçekleri sallanıyordu. Aralarında birçok Brahman rahibi bulunan, özellikle de daha yaşlı olan erkekler, altın, kırmızı ya da sarı renklerle çerçevelenmiş beyaz elbiseler giymiş ve alınlarını sandalağacı macunuyla boyamışlardı —diyapozomu andıran çatallı bir figür. Bir beyefendinin gözlüğünün kırık sapını, etrafına solucan gibi sardığı iple tamir edişine ve bir diğerinin muhtemelen çevredeki gürültülü davulların sesinden korunmak için kullandığı mor ve beyaz benekli kulaklığa hayran kaldım.

Bu tapınağın adandığı Lord Şiva‘nın ulaşım aracı olduğuna inanılan boğa Nandi‘ye adanmış bir sunağın yanında kadınlar sıralanmıştı ve çömelmiş vaziyetteki bu siyah hayvan heykelinin yanına geldiklerinde eğilip ya da diz çöküp kulağını elleriyle kavrıyor; sanki sevdiklerine tatlı sözler söylercesine kulağına bir şeyler fısıldıyorlardı. Dualar bereket dilemek veya Nandi’den efendisini ziyaretlerine dair bilgilendirmesini istemek için olabilirdi. Tam o sırada, daha da büyük bir Nandi heykeli mabedinden çıkarılarak, 16 adam tarafından bir tahtırevanla taşınmaya başladı. Bu yer değiştirme, kalabalıkta dev bir akıntı oluşturmuştu. Tapınağın köşelerinden birinin tepesinde, Tamil Naud eyaletinin yakın zamanda devrilen lideri Jayalalitha Jayaram‘ın sarf kıyafeti içinde, elleri namaste ile pozunda aydınlatılmış dev bir resmi duruyor ve göğün o bölümünü mavi. kırmızı ve yeşil tonlarında aydınlatıyordu.

Chennai’ye nasıl gidilir?

Air Arabia, Katar Havayolları ve Türk Hava Yolları’nın İstanbul’dan Chennai’ye sırasıyla Sharjah, Doha ve Kuveyt aktarmalı seferleri bulunuyor.

Chennai’de nasıl gezilir?

Şehir çok fazla çek-çek tipi motorlu araca sahip ama taksiler daha güvenli. Sokakta durdurabilir veya otelinizden çağırmasını isteyebilirsiniz.

Chennai’de nerede kalınır?

ITC Grand Chola, Leela Palace, Raintree Hotel.

Chennai’de ne yapılır?

Palar Nehri‘nin kıyılarındaki Kanchipuram‘da bir gün geçirin. Kapaleewswar Tapınağı‘nı ziyaret edin. Madhava Perumal Tapınağı‘nı görün.  Madras Müzik Akademisi’ni gezin.

Chennai’den ne alınır?

Radha Gold Jewellers’dan takılar alabilirsiniz.

Chennai Marina Beach

Chennai Marina Beach

Tweet about this on TwitterShare on FacebookPin on PinterestShare on TumblrShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir