Browse By

Endonezya’nın sörf cenneti Sumba

Endonezya‘daki Sumba Adası‘nın eski sörf merkezi Nihiwatu, Endonezyalı köklerinden ödün vermeyen birinci sınıf bir plaj oteli olarak yeniden doğuyor…

“İnanılmaz bir yer, değil mi?” diye sordu James McBride bizi plaja götürürken. “Tuhaf şekilde zihninizi açıyor.” Pembe gömleği ve hasır şapkasmı giymiş McBride, yerinde duramayan okullu bir çocuk gibi pirinç tarlalarında hoplayıp zıplıyordu. Her 50 metrede bir inanılmaz bir başka manzarayı seyretmek için duraklıyorduk: Hafifçe dalgalanan zümrüt yeşili tarlalar, tepenin üzerinde pandanus palmiyeleri, dalgaların çarptığı kayalık bir burun.

McBride ve ortaklarmın Sumba’da, yalnızca birkaç hafta önce satın aldığı bu 100 hektarlık boş kıyı arazisine, Nihiwatu’dan arabayla 20 dakikada gelmiştik. Bir zamanlar New York’taki Carlyle otelini de işletmiş deneyimli otelci McBride’ın, Nihi Oka adını verdikleri bu yeni mülkün, hali hazırdaki 15 yıllık resort’larını nasıl besleyip geliştireceği konusunda şimdiden fikirleri vardı. “Nihiwatu’ya gelen ziyaretçilerimizi, otel dışında yepyeni bir deneyim yaşatmak için,” dedi McBride, “gündüzleri buraya getireceğiz.” Müşteriler Nihi Oka’da kendi başlarına olacaklar: Dalgaların üzerinde bir ağaç evde kahvaltı edecekler, beyaz kumlardan soğuk sulara atlayacaldar, pirinç tarlalarının üzerinde bambu çardak altında, açık havada masajın tadım çıkaracaklar.

İki Sumbalı adam, Pasola Festivali için pratik yapıyor.

İki Sumbalı adam, Pasola Festivali için pratik yapıyor.

Arazi hâlâ biraz engebeli ve vahşiydi; bazı yerlerde çalılıkları kesip kendinize yol açmak zorunda kaldık Saat sabahın 8’iydi ve Endonezya güneşi altında terlemeye başlamıştık bile. Bu sırada McBride işin detaylarım düşünüyordu. “Şuraya insanların plaja daha rahat inebilmesi için basamaklar koyalım,” dedi, haritasına not alarak. McBride’ın Nihiwatu’daki rolü hakkında en sevdiği şey bu: Karşısındaki boş tuvalin içinde uyandırdığı sınırsız yaratıcılık. “Kendinizi altmış yıl önce Kauai adasında gibi hissediyorsunuz,” dedi McBride. “Ya da Karayipler’de yeni girişimler peşindeki Rockefeller gibi. Yepyeni bir başlangıç var elimizde.”

Asya‘nın en güzel ve alışılmadık sahil resort’u, Endonezya’nın turizmi pek gelişmemiş ücra bir adasının ücra bir köşesine kurulmuş. Sumba, Bali’nin 40o kilometre güneydoğusunda ve iki katı büyüklüğünde; yolcular önce oraya gidip, sonra Sumba’nın küçücük Tambolaka havaalanına bir saatlik bir uçuş yapmalı. Nihiwatu, hâlâ adadaki tek doğru düzgün resort. Hikâyesi 1988 baharında, Claude Graves adlı Amerikalı bir sörfçü ile Alman eşi Petra’nın, Sumba’nın batısında yürüyüşe çıkarak plajda çadır kurmasıyla ve buranın “orası” olduğuna karar vermesiyle başlıyor. Araziyi satın alana, ilk bungalovları inşa edene ve yerlilerden bir kadro oluşturana kadar on sene geçiyor. 2000’de Graves çifti, sonunda 10 odalı sörf merkezlerini açıyor ve adını da Nihiwatu koyuyor. Peki neden burasını tercih ettiler dersiniz? Kıyıdan biraz açıkta “Occy’s Left” olarak bilinen, Asya’nın en tutarlı dalgalarından biri oluşuyor. Onun hemen yanında ise bir sürü el değmemiş, daha güzel dalgakıranlar da var. Bunların hepsi Nihiwatu’nun sörf cenneti olarak ünlenmesini sağladı. Burası şaşırtıcı şekilde konforlu bir yer, ama kayıplara karışmışsınız gibi hissettirecek kadar da dünyanın geri kalanından uzak.

Ama Nihiwatu’nun ruhu, başından beri adanın halkıyla olan ilişkisiydi. Graves çifti açılıştan kısa süre sonra, Sumbalılara sağlık hizmeti, temiz su, eğitim ve yeni iş sağlamak için, kar amacı gütmeyen Sumba Foundation’ı kurdu. O zamandan bu yana birçok otel misafiri, en azından birkaç gün kurumun kliniklerinde ve okullarında gönüllü olarak görev aldı ve köyleri ziyaret etti. Bunlar, Nihiwatu’yu benzerlerinden farklı kılan ve onu sadık ziyaretçileri olan kült bir yer haline getiren şeylerden bazıları. Profesyonel sörfçüler, zengin amatörler ve bazen de sörf yapmayan ama kafasını dinlemek isteyen ünlülerden oluşan ziyaretçi kitlesinin %70’i sıkı müdavimler. 2013’e gelindiğinde Nihiwatu 22 odaya sahipti ve Graves çifti işi bırakmaya hazırdı. Resort’u Amerikalı girişimci Chris Burch‘e (C-Wonder, Tory Burch) sattılar, oda McBride’ı ortağı yaptı. Yeni sahiplerinin amacı resort’un lüks çıtasını artırırken Nihiwatu’nun bohem ruhunu ve insanlarla olan güçlü bağlantısını korumaktı. “Yapmaya çalıştığımız şey dengeyi korumak,” diyor Burch. “Ahlaklı ve yaratıcı olmak, Claude’un rüyasına sadık kalmak, ama aynı zamanda otelin hizmet kalitesini yükseltmek.” Bu arada Burch ve McBride, Nihi Oka’daki plaj dahil olmak üzere yeni satın almalarla Nihiwatu’nun “ayakizini” biraz büyüttü. Artık Batı Sumba’da birbirinden bağımsız parsellerde, toplam 230 hektarlık toprakları var. McBride, bana bu mülklerin sadece 25 hektar kadarının kullanılacağını söyledi. “Toprakları, adayı korumak için satın alıyoruz; Bali’de olanlar burada da yaşanmasın diye.” Renovasyon için altı aylığına kapandıktan sonra, Nihiwatu yeniden düzenlenmiş açık alanlar, kumsalda yeni bir restoran ve çok daha büyük dokuz villayla geçen ilkbaharda tekrar açıldı. inşaat devam ediyor: Yaz geldiğinde bir ağaç evi spa’sı ve 13 tane daha odaları daha olacak. Değişiklikler yerinde miydi? Nihiwatu’nun yeniden açılışından kısa süre sonra, bohem bir sörfçü merkezi olgunlaşınca neler olduğunu görmek için, otelde yer ayırttım.

Fena bir tecrübe değildi. Sumba’da kaldığım bir haftayı; sonsuzluk havuzları, doğal çamur banyoları, şelalelerin aldığı havuzlar, pirinç tarlalarıyla dolu ışıltılı vadiler, Tolkien romanlarmdan fırlamış gibi duran puslu dağ köyleri ve resim gibi bir plaj arasında mekik dokuyarak geçirdim. O plaj, şu sörf dalgası olsa da olmasa da mükemmel bir yer ve Graves çiftinin çadırlarım neden orada kurduğunu anlamak hiç de güç değil. Geçen 27 yılda o kadar da değişmemiş doğrusu: Her sabah plajın sonuna kadar 2,5 kiloometre yürüdüm ve her sabah gördüğüm tek ayak izleri bana aitti. Nihiwatu’nun, Balili tasarım firması Habitat 5’in yaptığı yeni dizaynı, rafine ile sade olan arasındaki mükemmel dengeyi yakalamış. Misafirlerin kaldığı villalar saz damları ve destek sütunları olarak kullanılmış devasa kasambi ağaçlarının gövdeleriyle, geleneksel Sumba evlerine gönderme yapıyor. Sumba usulü ikat tipi duvar halıları ile köylülerin siyah-beyaz fotoğrafları, koyu sarı taş duvarlarda asılı. Panoramik pencereler, yemyeşil bahçelere ve ötesindeki denize açılıyor. Yöresel dokunuşlar her yerde karşınıza çıkıyor: Lavabolar kabaca taştan oyulmuş; gardroplar palmiye ağaçlarından yapılmış. Doğallık aradığınız yerler doğal, ihtiyaç duyduğunuz şeylerse modern —kusursuzca açılan cam sürgülü kapılar; karanlıkta parlayan ışık düğmeleri ya da kocaman cibinlikli yatağınızın dışına değil içine yerleştirilmiş hasır pervane gibi. Yeni villalardan en etkileyici olanları: Açık hava duşunun ikinci kat sundurmasma yerleştirildiği Kanatar Sumba evleri.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookPin on PinterestShare on TumblrShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir