Browse By

Tokyo’da yeni nesil şeflerin lezzetleri

Tokyo‘nun genç şefleri, basit yemek salonları ve gelenekleri görmezden gelen teknikleriyle restoran camiasını sarsıyor.

Michel Bras ve The Fat Duck tecrübeli Shinobu Namae, modern Fransız restoran L’Effervercence ile çoktan kendini kanıtlamıştı. Şimdi ise Nihonbashi semtindeki minimalist bistro’su LA BONNE TABLE ile malzeme odaklı menüsünü daha geniş bir kitleye sunuyor. Yakınlardaki organik bir tarladan olgunlaştığı anda toplanan sebzelerle yapılan, ilk bakışta basit görünen salatası, en az tereyağlı, ağızda dağılan boudin noir turtası kadar hayranlık uyandıncı.

SUSHI TAKAHASHI‘de de benzer tarzda sıcak bir ortam var. Bu (genellikle çok ciddi olan) en iyi suşi barlarında duyulmadık bir şey. Yedi yıl boyunca efsanevi Sushi Saito ve Kanesaka‘da yamaklık yapmış 28 yaşındaki Jun Takahashi, Ginza‘nın sınırındaki ufacık dükkanında kusursuz nigiri ve kabuğunda buharla pişmiş yengeç gibi yaratıcı tabaklar hazırlıyor. Ama burayı kült hale getiren, eski moda kasıntılıkların olmayışı.

Şehrin ramen tutkunları, GONOKAMI SUISAN‘ın deniz ürünleriyle hazırlanmış tatları için ücra Kanda‘daki bir arka sokağa gidiyorlar. Tagliatelle boyutlarında erişteler, deniz kestaneli yoğun bir çorbanın içinde geliyor.

Amerika’nın kuru dinlendirilmiş et takıntısı, Japonya‘daki Wagyu‘ya ulaştığında ne elde edersiniz?  Dünyanın en zengin, yoğun aromalı etlerinden birini tabii ki. Bu konseptte pek çok yeni mekan açıldı, en iyileri ise dükkanın arka kısmında kalan dar tezgahıyla SAKANA NO NAKASEI. 60 Gün dinlendirilmiş Wagyu jambonu ve pastırması, artizanal üretim sake ile mükemmel gidiyor. Biftekler ise siz daha umami kelimesini telaffuz edemeden, hızla kapışılıyor.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookPin on PinterestShare on TumblrShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir