Browse By

Val Thorens’de karnaval tadında kayak

Bu bölgeye son dört yıldır kaymaya geliyorum. Üç vadiden oluşan Les 3 Vallees‘ye; Courchevel, Meribel ve Val Thorens‘den sonra 9o’lı yıllarda bir de Orelle kasabası eklenmiş ve ortaya dünyanın en geniş kayak alanı çıkmış. Pistlerde alternatif arayan maceracı kayakçılar, buradan sonra başka yerleri sürprizsiz bulabilir. Dile kolay! 335 pisti toplarsak, 600 kilometrelik bir kayak alanından bahsediyoruz. Benim gibi yamaçlara yakın kaymaktan çekinenler içinse burası tam bir cennet. Pistler komşu bölgelere göre o kadar geniş ki, her gelişimde keyifle hız alıp kendimi altı şeritli karlı bir otoyolda ilerler gibi hissediyorum. Bu kayak metropolünde her kasabanın kendine has bir havası var. Ares-ski mekanlarıyla ünlü, dünya ve Türk jet-set’inin uğrak yeri Courchevel; çoğunlukla Fransız kayakçıların tercih ettiği mütevazı ve samimi Meribel ve tepelerin kraliçesi Val Thorens. Sonuncusu, 2.300 metrede Avrupa’nın en yüksek noktasındaki yerleşim alanı olma özelliğine sahip; dolayısı ile diğerlerine göre daha fazla kar aldığından kayak sezonu daha uzun.

Yerlilerin deyimi ile “Val Tho“ya geliş nedenim, Club Med Sensations‘ın ve kayak mevsiminin açılıyor olması. Daha önce burada bulunan, yılların Club Med’i başka bir kuruma devredilmiş ve yerini 16 ayda tamamlanan 384 odalı Club Med Sensations almış. Pistlerin kenarındaki binaya girer girmez, İskandinav tarzı mimarinin taze soluğu hemen yüzüme çarpıyor. Folklorik “şale” tipi dağ oteli tuzağına düşülmemiş. Proje, Sophie Jacgrnin adlı genç bir Fransız mimarın imzasını taşıyor. Kendisi, oteldeki genel havayı kısaca “efervesan” olarak nitelendiriyor. Mekanları gezerken Club Med’in İtalya, Türkiye, Yunanistan ve Portekiz’den sorumlu yöneticisi Gino Andreeta ile tarnşıyorum. Daha önce Türkiye’de yaşamış olan Gino, Türkçe konuşarak Club Medlerin üçte birinin kayak veya dağ oteli olduğundan bahsediyor. Club Med’in dünya operasyonu bugün 65 yaşında ve tarihinin en kritik dönemlerinden birini yaşıyor. Grup hisselerinin satışa çıkmış olması, özellikle turizm çevrelerinde bir süredir çok konuşuluyor. Hisselerin çoğunluğunu Çinli Fosun International mı yoksa İtalyan Bonomi grubu mu alacak, henüz resmi bir açıklama yok. Tek bilinen, önümüzdeki günlerin yeni yatırımlara gebe olacağı.

Biz bunları konuşurken, yemek kokuları kılavuzumuz oluyor ve kendimizi otelin ana restoran Yurt’ta buluyoruz. Hayvan postlarıyla kaplı Moğol çadırlarının içine masalar yerleştirilmiş. Uluslararası büfe zengin ama baş döndürecek kadar değil. Biraz haksızlık mı ediyorum ne? istiridye ve deniztarağı bile var! Daha kişiye özel bir servis isteyenler için, otelin alakart restoranı Epicurious’da iki Michelin yıldızlı şef Eduard Loubet‘nin elinden bölgesel lezzetlerin tadına bakmak da bir başka seçenek. Şarap kavında 170 farklı etiket bulunuyor, ama benim programımda öncelikle pistleri keşfetmek var.

Resepsiyondaki tırmanma duvarının yanından geçerken belinde dağcı ipleri ile kertenkele gibi duvarda asılı kalmış gençler dikkatimi çekiyor. Kayak odasının hemen dışında, EFS (Ecole Française du Ski) hocaları, kayakçıları seviyelerine göre en fazla 12 kişilik gruplara ayırıyorlar. En yetkin hocalardan oluşan EFS, tüm bölgeye hizmet veriyor. Biraz kaydıktan sonra, buz pistinde araba yarışlarının yapıldığı alanın yanında durup seyrediyoruz. Motor sesleri, kayakçıları daha da coşturuyor.

Bu bölgede pistlerin yarısı kolay seviyede (yeşil ve mavi), ama üç vadinin en yüksek dağı olan Cime de Caron’un (3.195 metre) üç siyah ve bir adet kırmızı pistinde kendinizi maceraya da atabilirsiniz. Bu arada Val Thorens yaklaşık bir milyon oyun kullanıldığı “2014 Dünya Seyahat Ödülleri” yarışmasında “Dünyanın En İyi Kayak Merkezi” seçilmiş. EFS’den kayak hocam Amandine, “Eskiden Val Tho, fazla tepede ve az güneş aldığı için Les 3 Vallees’nin üvey evladıydı. Son iki senedir hak ettiği yeri buldu” diye fısıldıyor. Evet, Courchevel’in parıltılı sokakları, marka butikleri ve şampanya ile yıkanmış kulüplerinden burada eser yok. Ama yine de ihtiyaç karşılayacak her tür altyapı mevcut. Ayağımızda kayaklar, dönüş yolunda La Folie Douce adlı (Meribel’de de bir şubesi olan) apres-ski mekânı ve restoranın önünden geçiyoruz. Mekân, pistlerin ortasında ışık yumağı gibi duruyor; etrafa yayılan müzik ise kayaklar ile ritim tutmayı gerektirecek kadar yüksek. Otele yaklaştığımızda, terasta ışık ve dans gösterileri ile tipik bir Club Med karşılaması bizi bekliyor. Kayakları duvara dayıyoruz, boş kalan elimize hemen bir kadeh tutuşturuluyor. Bir, iki figürden sonra aramızda üşüyen kalmıyor.

Tweet about this on TwitterShare on FacebookPin on PinterestShare on TumblrShare on Google+

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir